Nem kaldı

Ahmad Ayyash
3 min readMar 16, 2021

“Bu yağmur, delilik vehminden üstün karanlık kovulmaz düşüncelerden. Cinlerin beynimde yaptığı düğün, sulardan, seslerden, ve gecelerden…

Kafamda fazıl’ın şiiri, yağmurun tok sesiyle gecenin koynunda yürüyorum. Kafam ıslak, kirpiklerim ıslak, fakat kafamın içindeki düşünceler pek kuru ve de sıcak. Etraf ıslak, dudaklarım ıslak; hiç olmadığı kadar… Düşünmek, tüm insanların yükü omzumdaymış gibi hissettirirken aynı zamanda hiç derdim yokmuş gibi zannettiriyor. Aynaya baktığım zamanki içimde yatan iyi taraf kötülüğü affettirmiyor. Sanki henüz bulunmamış sıvı bir madde gibiyim.

Her şekli alabilen fakat asla bulunduğu kabın şeklini alamayan. Katı biri olmaya yatkın fakat asla tam olarak buharlaşıp hafif düşüncelere sahip olan gaz gibi de değil.

Dışım; sükün, içim; kıyamet. Hayatıma dair her şey son bulmuş veya yeni bir başlangıç olacak. Kulağımdaki; çınlama, içimdeki; sızlama, benliğimi; sözleme……

Sanki bir gün duracak ve ben, yiteceğim… yağmur dindi ve gecemde yaştan gayr-ı nem kaldı….

Yürüdüğüm sokaklar bitmiyor. Yanımdan kaç tane uğursuz sokak kedisi geçti saymadım, yere yaprak düştüğünde kaç kere korktum saymadım, kaç litre yağmur suyu yuttuğumu da saymadım ve şu an mezarlıktan geçip kaç ölüyü duasız bıraktım saymadım… Eve gidip sessizliğin, gecenin ve yalnızlığın keyfini çıkarmak, huzuruma huzur katmak ümidiyle adımlarımı hızlandırdım. İnsanların yüzü sunî, milletin dilinde dolaşan sohbetler dinî, kafamda dolaşan tilkilerden çok, olması gereken hunî; bana yakışmıyor, bana .. lazım değil.

İstemsizce kaşlarımın çatıldığını, gözlerim her iki saniyede bir kırptığımı farkettim, ve bu durum beni -her zamanki gibi- korkuttu. Yani başımda çığıran türkü yanık, parmaklarımın arasında çakmak gazından yaktığım yanık ise; ben daha burdayım… burdayım..

Uykuya sersemce daldım, kafam süblimleşti. Düşümün içinde gördüm; düş, bedenim kırağanlaştıktan sonra aldığım; düş, kafamda dehşet sahneler canlandırdığım fotoğraflara çekmek gereken; rötuş…. Beni çıldırtıyor, beni çıldırtacak.. duvarların beyaz, beni sinirlendiriyor. Saydam görüntüler kafamda oluştukça duvarlar çıplaklaşıyor ve mahrem bütün sırlarını ele veriyor. Yatağımda sağa sola kıvrınmalarım azalsa, dolunayın alaca savurganlığı gözümü az alsa, iradem her sapan şeylere inanacak kadar sazansa… şimdi uykum gelir.. -Dur bekle! Uykum şimdi gelir.. yatağımın altında canavar yoksa, dışarıdaki çakallar lezzetli bir ziyafet bulmadıysa, şu saydam duvarımın bir bildiği var ve konuşmuyorsa, kafamın içinde düğün başlar ve acaba ne zaman bitecek? Her saçma başlangıçlarımı bitireceğim, son bulabileceksem uyuyacağım. Bulabileceksem tavuskuşuna binip buralardan kaçacağım.. uykuya dalıp bedenimin yarı ölü merasiminin tadını çıkarmaya başladım. Belki dingin, belki deli….

Kalktığımda güneşin sevimsizliği etrafı görünür yaptığını anladığım vakit gündüzler bana uzak, bana sevimsiz ve düşman. Suratıma soğuk bir su tuttum ve boynuma gelen ince su damlasının boynumu yaktığını, aynaya baktığımda ise boynumun tırmalandığını anladım. Tırnaklarıma bakıp bu izler bana ait olmalı diye düşündüm ve içimden: “Yine mi?” diye söylendim. Aynaya dayasıya baktım, suratımın her ayrı detayını inceledim: “Yaşa sen, yaşa! Ben bakmayacağım.”

Mesela dedim… mesela sen beni yanlış öldürüyorsun. Bu benim bedelim, adres yanlış, zaman yanlış, cinayet yanlış, bunu devlet görmesin ama; kalbim sınırın dışında kalmış. Belki suç işledim: Devletin haberi yok, düzelmek istemeyen düşüncelerimin: Ederi yok!

Gün, kollarını giymeyip omuza atılan ceketli delikanlıların günüdür! Anlaşılmayı bu kadar dert ederken, konuşurken gözlere dik dik bakarken, içinden geçeni haykıramazken, ayakkabılarımızı yere sürte sürte giderken, eleştirilere kulak tıkarken ve hala toplumda geceleri ıslık çalamazken…

İçimde cümbüş dalgası; hissiyat. Ne düşünceleri beyaza boyamak… aslında ihtiyacım olan vakti bulmalıyım, yüksekliği, karanlığı, ve sessizliği.

Özgürlüğü bulmalıyım özgürlüğü! Ay’ı dolununda yakalamalıyım. Ona “dede” diyenlerin sakalından tutup tokatlamalıyım. Gençsin sen daha ve benimsin. Soğuğu üste hırka aldıracak bir mevsim bulmalı. Olabildiğine yüksek dağlara çıkmalıyım. “Ulan” demeliyim… ulan, kavga etmeliyim her varlıkla, korkmadan, özgün bir şekilde kavga etmeliyim. Düşüncelerim bedenimden bitkin… sana günah der bana mübah! Açmalıyım kendimi – bir insan değil – bütün dünyamı sunmalıyım, sergilemeliyim suçlarımı. Sen sanat de ben serenat! Yağmur suratıma ağlamalı, dağdan – göğe varmalı, en az birini sevmeli….

Belki dingin, belki deli! Yağmurlarım düş’e daldı, suçum atlalandı, doların yeşilliği sevildi. Sermayemde suçtan gayr-ı nem kaldı.

--

--

Ahmad Ayyash

I'm Ayyash, a poet on a mission to heal souls with words. Through my verses, I embrace my scars and aim to inspire others to find pride in their own and heal.